Tasarruf Finansman Kararı

3 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı (02.02.2026 tarih 2026/371 Esas, 2026/389 Karar), kamuoyunda “Evim sistemi” olarak bilinen tasarruf finansman sözleşmelerine ilişkin önemli bir hukuki değerlendirme içermektedir. Kararda, 6361 sayılı Kanun’a 7 Mart 2021 tarihinde eklenen 39/A maddesi esas alınmış ve bu düzenleme sonrasında oluşan hukuki rejim net biçimde ortaya konulmuştur. Buna göre, tasarruf finansman sözleşmelerinde tüketicinin sözleşmeyi, cayma süresi geçtikten sonra feshetmesi halinde şirketin yalnızca organizasyon ücreti dışında kalan birikimleri iade etmekle yükümlü olduğu, cayma süresi geçtikten sonra sözleşmenin feshi halinde, organizasyon ücretinin ise iade edilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Yargıtay, somut olayda fesih talebinin yeni düzenleme döneminde ileri sürülmesini dikkate alarak, organizasyon ücretinin iadesine hükmeden ilk derece mahkemesi kararını hukuka aykırı bulmuş ve ilgili kararı kanun yararına bozmuştur.

3 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 02.02.2026 tarihinde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından 2026/371 Esas sayılı dosyasında verilen 2026/389 Karar sayılı ilamda, tasarruf finansman sistemi kapsamında ortaya çıkan uyuşmazlıklara ilişkin önemli ve güncel bir içtihat niteliği taşımaktadır. Kamuoyunda “Evim sistemi” olarak bilinen tasarruf finansman modeli, özellikle son yıllarda artan kullanım oranı ile birlikte çok sayıda hukuki ihtilafa da konu olmaktadır. Bu bağlamda Yargıtay tarafından verilen söz konusu karar, organizasyon ücretinin iadesi meselesine açıklık getirmesi bakımından dikkat çekicidir.

Karara konu uyuşmazlıkta, taraflar arasında 2023 yılında bir tasarruf finansman sözleşmesi akdedilmiş, tüketici cayma süresi geçtikten sonra sözleşmeyi feshederek ödemiş olduğu organizasyon ücretinin iadesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, organizasyon bedelini tüm sözleşme süreci üzerinden değerlendirmeye alarak sözleşmede kalınan süreye denk gelen organizasyon bedelini mahsup ederek  organizasyon ücretinin iadesine karar vermiştir. Ancak bu yaklaşım, Yargıtay tarafından yürürlükteki Mevzuat hükümleri çerçevesinde isabetli bulunmamıştır.

Yargıtay incelemesinde özellikle 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’na 7 Mart 2021 tarihinde eklenen 39/A maddesi esas alınmıştır. Anılan düzenleme ile birlikte tasarruf finansman sözleşmelerine ilişkin önemli değişiklikler getirilmiş; sözleşmeden cayılması ya da sözleşmenin feshi halinde iade edilecek bedeller açık bir şekilde belirlenmiştir. Bu kapsamda, müşterinin 14 günlük cayma süresi geçtikten sonra sözleşmeyi feshetmesi durumunda şirketin yalnızca organizasyon ücreti dışında kalan toplam birikim tutarını iade etmekle yükümlü olduğu, organizasyon ücretinin ise iade kapsamında olmadığı düzenlenmiştir.

Bu nedenle cayma süresi geçtikten sonra tasarruf finansman sözleşmesinin feshi halinde organizasyon ücretinin iadesine hükmeden ilk derece mahkemesi kararı hukuka aykırı bulunarak kanun yararına bozulmuştur.

Söz konusu karar, süresi içerisinde cayma hakkının kullanılması yahut cayma süresi sonrası sözleşmenin feshinin mali sonuçlarının farklılığını ortaya koymaktadır. Burada önemle belirtmemiz gerekir ki  cayma süresi içerisinde tasarruf finansman sözleşmesinden cayılması halinde; tasarruf finansman şirketi organizasyon bedeli ve birikim tutarını 14 gün içerisinde tüketiciye iade etmek zorundadır. Ancak 14 günlük cayma süresi sonrası sözleşmenin feshi halinde organizasyon bedeli tasarruf finansman şirketini nezdinde kalacağı gibi birikim tutarının tüketiciye iadesi 60 gün içerisinde gerçekleştirilecektir. 

Özetlemek gerekirse; tüketicilerin tasarruf finansman sözleşmesi akdederken organizasyon ücretine ilişkin hükümleri dikkatle incelemeleri ciddi önem arz etmektedir. Cayma süresinin geçmesi sonrasında sözleşmenin feshi halinde organizasyon ücretinin iade alınmayacağının bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Zira sözleşmenin feshi halinde bu ücretin iadesinin mümkün olmaması, tüketiciler açısından önemli bir mali sonuç doğurmaktadır. 

Sonuç olarak, Yargıtay’ın söz konusu kararı, uyuşmazlık yaşanması halinde ise her somut olayın, sözleşme tarihi, fesih tarihi ve yürürlükteki mevzuat birlikte değerlendirilerek ele alınması gerektiği açıktır. Bu nedenle, hak kaybı yaşanmaması adına sürecin uzman bir hukukçu tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

No Comments

Post A Comment